Monte Kristo Kontu – Alexandre Dumas

Monte Kristo Kontu ;İtalyan romancı Alexandre Dumas’nın tarihi macera türündeki başyapıt romanıdır. Alexandre Dumas, Monte Kristo Kontu eserini 1844 yılında bitirmiş yazımını bitirmesinden sonraki 2 yılda, 18 bölümden oluşan bir seri olarak yayınlanmıştır.

Monte Kristo Kontu romanında yer alan olaylar Fransa, İtalya ve bazı Akdeniz adalarında geçer. O dönemde Avrupa’daki Türk algılayışı hakkında bazı küçük ipuçları da romanda yer almaktadır. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu‘nu epey meşgul etmiş Tepedelenli Ali Paşa’nın romanda adının sık sık geçmesi, Türk okuyucuları açısından ilginç noktalardan birisidir.

Roman serüvenden serüvene akan macera dolu ve sürükleyici bir başyapıttı. Romanın en kesin teması baş karakterimiz Edmond Dantes‘in iftira üzerine hapse düşmesi ve daha sonra eşsiz bir zenginliğe kavuşmasına rağmen intikam duygusundan asla vazgeçmemesini ele alıyor.

Tabi bunun için haklı sebepleri vardır. Daha 19 yaşındayken 1844 yılı tabiriyle söylersem zindana düşmüş, işkenceye maruz kalmıştır.

Romanın diğer bir özelliği tüm karakterlerin güçlü ve iradeli oluşudur. Fakat Dantes diğerlerine hep baskın çıkar. Çünkü hepsinden daha iradeli hırslı ve çok güçlü bir intikam duygusuna sahiptir.

Hemen her dile çevrilen Monte Kristo Kontu romanı dünya edebiyatında pek çok yazarı etkilemiş, defalarca her dilde baskılar yapmıştır. İtalyan Edebiyatının ve Dumas’ın en önemli eseri olan roman pek çok sinemaya uyarlanmış defalarca filmi çekilmiştir. Hatta romanın filme uyarlamasını da izledim fakat aynı keyfi vermedi diyebilirim.

Romanı okudum ama adeta bir film gibi izledim

Romanda geçen olaylardan biraz bahsetmek gerekirse bir ticaret gemisinde çalışmakta olan Edmond Dantes kaptan olmamasına rağmen geminin kaptanı hastalığa yakalanıp hayatını kaybettiği için geminin baş kaptanı olur.

Kaptan ölmeden önce, kendisine bir şey olması halinde Dantes’den Elbe adasına uğraması ve kendisi için önemli olan bazı işleri yerine getirmesini ister. Elbe adasında ise sürgünde olan Napolyon’u ziyaret eder. Kaptanına bağlı ve sadık bir denizci olan Edmond Dantes kaptanın son isteğini yerine getirdikten sonra Marsilya limanına döner.

Marsilya  limanına demir attıktan sonra aklında iki şey vardır. Önce yaşlı babasını ziyaret edip oradan da sevgilisi Mercedes’e kavuşmaktır. Mercedes, Katalan bir ailenin kızıdır anne ve babasını kaybetmiş tek başına bir barakada yaşamaktadır. Onu koruyup kollayan ve ona aşık olan kuzeni Fernand vardır.

Fernand, Dantes ve Mercedes’in birbirlerine olan sevgiyi kıskanmakta ve kin gütmektedir. Geminin muhasebe işlerine bakan Danglars ise yolda aralarında çıkan bir tartışma yüzünden Dantès’den nefret etmektedir. Tartışmanın sebebi ise Danglars’ın kaptanın yerini almak istemesidir.

Elbe adasına çıkışlarının sebebinin kaptanlarının ölmek üzereyken isteği son şey olduğunu bildiği halde, bunun arkasında başka şeyler varmış gibi patronu Morrel’e anlatır. Dantes’nin adadan Paris’e teslim etmek için aldığı bir mektuptan söz eder.

Dantes’in Mercedes ile evlenmesi için uzun süre beklemesi gerekirken  aniden gelişen kaptanlık ve patronu Morel’in ona fazladan yaptığı maddi yardımlar ile hemen evlenme kararı alır.

Yıllardır beklediği düğün artık gerçek olmuş ve tüm hazırlıklar yapılmıştır. Tam nikah kıyılacak üzereyken salona kralın adamları girer ve onu savcıya götürür. Suçu Kral’a karşı bonapartçılık yapmaktır yani Napolyoncular ile  işbirliği yapmakla suçlanır.

Savcı, Elbe Adası’nda sürgünde olan imparatorun destekçilerinden Paris’e yolladıkları bir mektuptan söz etmektedir.  Tek suçunun Kaptanının son isteğini yerine getirmek için Elbe’ye gitmek olduğunu söyleyen Dantes, savcıya tüm bildiklerini anlatır.

Elbe’de bizzat Napolyon’la görüşmüş ve imparatorun adamlarından, Paris’teki arkadaşlarına teslim edilmek üzere, bir mektup almıştır. Savcı mektubu birine verip vermediğini sorar ve Dantes de olduğunu öğrenince mektuba el koyar. Savcı, eski bir Napolyon destekçisinin oğlu olan Villefort’tur. Babasının bu durumu artık Kral’a hizmeti tercih eden savcının üzerinde utanç duyduğu izler bırakmakta, ancak bu tip bir görevde başarı için şart olan hırsını arttırmaktadır.

Dantès’nin verdiği mektup, yakında Kral’a karşı ayaklanma başlatacak olan Napolyoncuların planlarını içermektedir. Bunu gidip bizzat Kral’a söyleyerek Kralın güvenini kazanmak ve bu sayede mesleğinde ilerlemek istemektedir.

Kendi babasının adının geçtiği bu mektubu teslim edemeyecek olması dolayısıyla, Dantes’den onu sorgulayacak olanlara asla mektuptan söz etmemesini ve yakında kendisini bu beladan kurtaracağına söz vererek serbest bırakacağını söyler. Ama kariyerinde yükselme hırsı ile yüreği taşlaşan savcı ona yalan söylemiştir ve Dantes’i İf Şatosu denilen bir adaya hapseder.

Dantes olaylara anlam vermeye kafasındaki soru işaretlerine cevap bulmaya çalışırken aradan aylar yıllar geçer. İlk başlarda suçsuz olduğu için fazla kalmayacağını düşünse de İf Şatosunda tam 14 yıl boyunca kalacaktır. Bu sürede, Napolyon tekrar başa gelmiş ama Kralcılar tarafından tekrar düşürülüp ölmüştür.

İmparatorun kısa iktidarında da Dantès hapishaneden kurtulamaz. Babası imparatorun destekçisi olan Villefort, bu dönemde de gücünden bir şey kaybetmez. Dantès’ye tüm bu olanlardan sonra bile destek vermeyi sürdüren patronu Morell ve Mercedes’te tüm çabalarına rağmen, onu hapsolduğu adadan kurtaramaz.

Dantes, hapiste herkesin deli olarak adlandırdığı çok bilge bir rahip ile tanışır. Rahip, herkese kendisini bırakması koşuluyla gizli hazinesinden o zamana göre çok büyük paralar teklif etmektedir.

Fakat kimse rahibin böyle bir hazinesi olduğuna inanmamaktadır. Rahip kaçış planları yaparken 8 yıldır kazdığı tünel bir hesap hatası sonucu Dantes’in hücresine çıkar ve tanışırlar. Rahip, ona tüm bildiklerini anlatır. Dantes’i eğitir, donatır, bilgeleştirir. ve bir gün, rahip hapiste yaşamını yitirir.

Ölmeden önce Dantes’e kimsenin inanmadığı hazinenin haritasını verir. hapishane’de ölen mahkumlar denize atıldığından Dantes bunu fırsat bilir ve kefenin içine kendisi girer. görevliler Dantes’i denize atarlar. Dantes, boğulmadan sudan çıkmayı başarır. çok geçmeden hapishanede denize atılan kişinin rahip değil Dantes olduğu fark edilir ve her yere dantes’in öldüğünün haberi salınır.

Haberi duyan Mercedes yıkılır ve yas tutar yasın birinci senesi dolduğunda ise Fernand ile evlenir. öldüğü bilinen Dantes bu sırada hazinenin peşine düşer ve hazineyi bulur. artık dünyanın sayılı zenginlerinden biri olmuştur. bir kaç yıl boyunca hazırlık yapan Dantes, sonunda farklı kimliklerle ortaya çıkar. tek bir amacı vardır, intikam almak.

Hapisten kurtulduğu zaman içeride geçirdiği yılların ve acıların yüzüne kattığı değişiklik sonucu neredeyse Dantes kendini bile tanıyamaz. Bu onun için avantajdır ve düşmanlarının arasına karışıp onlarla yüz yüze alay edercesine intikamını alır.

Gerek çevirisi gerek konusu ile roman beni kendine bağladı. Böylesine güzel bir okuma keyfini daha önce Olasılıksız romanında almıştım. Son derece sürükleyici bir roman ve mutlaka okumalısınız.

Ezel dizisini Monte Kristo Kontu’na benzettim…

Romanı okuduktan sonra arkadaşım ile kitap hakkında konuşurken ona konusunun Ezel dizisi ile yakın olduğunu yani Ezel dizisinin Monte Kristo Kontu’ndan esinlenerek çekildiğini düşündüğümden bahsettim. Oda aynen evet Ezel dizisinde de ihanete uğrayıp hapse giren ve hapiste ona yaşlı bir adamın yardım etmesi sonucu yüz değiştiren bir baş karakter var dedi.

Hatırlarsınız Ezel dizisinin baş karakteri Kenan İmirzalıoğlu (Soyadı için google’dan yardım aldım 😀 ) ona yardım eden Ramiz dayıdan maddi manevi yardım ve ders alarak düşmanlarının karşısına çok güçlü bir halde çıkmış ve hepsinden intikam almıştı.

Bu arada Ezel dizisini tabi ki de izledim ve en etkilendiğim sahneler geçmişe döndükleri sahneler oldu. 1974 yılında Gaziantep’den İstanbul’a gelen Ramiz Karaeski ve orada tanışttığı Kenan karakteri arasında geçenleri daha bir etkileyici buldum. Konuyu fazla uzatmadan hayatını kaybetmiş olan sinema sanatçısı (Ramiz Karaeski) Tuncel Kurtiz’i rahmetle anıyorum. Değerli sinema sanatçısı (Kenan) Haluk Bilginer’e de başarılarının devamını diliyorum.

Alper Genç

Bir elektrikçi olarak yaşamam gereken standart hayatın aksine blog yazarak daha çok araştırma ve paylaşma fırsatı buluyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir